ANA MENÜ
SON YAZILARIM
ARKADAŞ BANNERLERİ
BLOG SAYACI
REKLAM ALANI
BAŞLIK
BAŞLIK
BLOGCUYA UYARLAMA
KATEGORİLERİM
ARKADAŞLARIM
CBOX
FEEDJİT
BAĞLANTILARIM
Credits
Yeni yılda burcunuz; beslenme şekliniz ve yapacağınız egzersiz konusunda size rehberlik yapıyor. Aslında en iyi ve doğru rehber, elbette vücudunuza kulak vererek yine kendiniz olabilirsiniz. Dr. Muzaffer Kuşhan'la Diyet Dergisi sizin için hazırladı.
KOÇ
Yoga ve yürüyüş size göre
Yeni yıla uzun yürüyüşler yaparak girmek sizin için hiç de kötü bir seçim olmayacak. Ocak ayının ilk günlerinden başlayarak yediklerinize dikkat etmelisiniz; özellikle kahvaltıyı atlamamalısınız. Sizi stresli durumdan kurtaracak tek şey yoga olacak. Yoga ile rahatlayabilir, uzun zamandır aradığınız huzuru bulabilirsiniz.
OĞLAK
Uzun uzun yürüyün
Yeme düzeninizi değiştirmenizin vakti geldi. Daha sağlıklı beslenmeye başlamanızla birlikte kilo vermenizin de kolaylaştığını göreceksiniz. Egzersiz olarak pilates’i seçerseniz hem dengenizi koruyabilir hem de vücudunuzun ihtiyacı olan gücü toplayabilirsiniz. İlkbahara doğru kendinizi biraz yorgun hissetseniz de bu yorgunluğun üstesinden kısa zamanda geleceksiniz.
Limon, portakal, brokoli
Kalsiyum fosfatın eksikliği Oğlaklarda kemik hastalığı, diş hastalıkları, ağrı gibi rahatsızlıklara neden olur. Bu mineral bakımından zengin olan besinler arasında limon, portakal, brokoli, patates, lahana, tahıllı yiyecekler bulunmaktadır. Çikolata ve fazla şekerli besinler beraberinde ciltle ilgili sorunlar getirebilir.
BALIK
Şok diyet yapmayın
Sok diyetlerden kesinlikle kaçınmalısınız. Haftada bir gün de olsa mutlaka bir spor salonuna yazılmalısınız; aksi takdirde kendinizi yorgun, bitkin ve depresyonda hissedebilirsiniz. Rahatlamak için pilates yapabilirsiniz.
Demir içerikli beslenin
Demir eksikliği nedeniyle düşük tansiyon, kalp ve anemi gibi sorunlar yaşayabilirsiniz. Bu nedenle demir bakımından zengin olan ciğer, soğan, kayısı, istiridye tüketmenizde yarar var. Yemeklerin içine tuz ekleme alışkanlığınızdan vazgeçmelisiniz.
YAY
Pilatesle kilo verin
Kendinize günde 15-30 dakika ayırmalısınız. Böylece kendinizi dinlemeye vakit bulacaksınız. Pilates kilo vermenize yardımcı olacak. Diyetinize de dikkat etmeli, eğlence hayatında alkole çok fazla yer vermemelisiniz. Yay kadınlarının kiloları genelde kalçada toplanır. Bu nedenle kalçaları çalıştıracak egzersizleri yapabilirsiniz.
Yağlı yiyeceklere mesafeli durun
Meyve, sebze, yeşil biber, patates, yumurta sarısı, elma ve çilek silikat bakımından zengin yiyeceklerdir ve size iyi gelir. Ayrıca bol bol portakal, balık, taze sebze, yoğurt tüketmelisiniz. Yay burcu için zararlı olan yiyeceklerin başlıcaları yağlı yiyecekler, krema, tereyağı, çikolata ve şekerdir.
BOĞA
Spor salonuna ne dersiniz?
Uzun zamandır istediğiniz halde bir türlü başlayamadığınız diyete başlamak için 2008 yılının şubat ayı sizin için çok uygun olacak. Fakat bu dönemde yemek, içmek ve eğlenmek isteyen arkadaşlarınızdan bir süre uzaklaşmanız gerekecek. Özel hayatınızda ya da işyerinizde yaşadığınız stresten sizi spor salonu kurtaracak. Orada stresinizi rahatlıkla atabilirsiniz. Yemeğe düşkün olmanız nedeniyle kilo almaya müsait bir yapınız var. Varsa tiroit sorunları için kontrole gitmenizde yarar var.
İKİZLER
Küçük bir tatil gerekli
Biraz nefes almalı ve mümkünse ruhunuzla birlikte vücudunuzu da dinlendirmelisiniz. Küçük bir tatil planı sizi kendinize getirebilir. Eğer böyle bir imkânınız yoksa oksijeni bol bir yerde yürüyüşlere çıkmalısınız; aksi halde bu tempoya daha fazla dayanamayıp, hastalanabilirsiniz. Kış aylarında sizin için en uygun olan spor dalı kayak olacaktır. Dostlarınızla daha sık vakit geçirmeli ve sorunlarınızı onlarla paylaşmalısınız.
YENGEÇ
Bisikletle stres atın
Bisiklete binmek sizin için iyi bir egzersiz yöntemi olacaktır. Sorunlarınız psikolojik olabilir; bu nedenle 2008 yılının ilk yarısında dargın olduklarınızla barışmalı ve ilk olarak iç huzurunuzu sağlamalısınız. Yeni yılla birlikte uzun zamandır yapmak istediğiniz şeyi yapın ve bir spor salonuna üye olun. Eğer daha önce üye olduysanız, düzenli gitmeye başlamalı ve sporu aksatmamalısınız.
Kalsiyuma ağırlık verin
Diyetinizde mutlaka kalsiyuma yer vermelisiniz; aksi halde cilt problemleriyle de karşılaşabilirsiniz. Kalsiyum bakımından zengin olan domates, süt, peynir ve salatayı her öğün tüketmeye çalışmalısınız. Baharatlı, nişastalı yiyecekler ile şeker ve tuzdan uzak durmanız gerekiyor. Tuz şişkinliğe yol açar. Baharatlı yiyecekler ise midenizi rahatsız edebilir.
ASLAN
Bir dans kursuna yazılabilirsiniz
Bu yıl sizin için kilo verme yılı olacak. Katılacağınız davetlerde yediklerinize dikkat etmeli ve sağlıklı beslenmelisiniz. Bu yıl mutlaka bütçenizi spor salonuna yazılacak şekilde ayarlamalısınız. Düzenli olarak spor yapmak vücudunuza olduğu kadar ruhunuza da iyi gelecektir.
BAŞAK
Aerobik sizin ilacınız
En geç şubat ayında bir dans kursuna ya da aerobik sınıfına yazılmalısınız. Bu dönemde dostlarınızla çok sık görüşemeye başlayacaksınız. Onlardan diyet konusunda yardım isteyebilir ya da yakın bir arkadaşınızla spor yapmaya başlayabilirsiniz. Tenis oynuyorsanız bir turnuvaya katılmalısınız. Haziran ayında çıkmayı planladığınız tatile çıkarsanız hiç ummadığınız kadar rahatlayacaksınız.
Çikolata mı? Aman dikkat!
Diyetinizde potasyum sülfat yoksa saçlarınız dökülebilir, egzama, akne ve cilt kuruluğu gibi sorunlarla karşılaşabilirsiniz. Bu minerali içeren yiyecekler arasında lifli sebzeler, tahıllar ve çavdar ekmeği, zeytin, peynir, muz, limon, kuzu eti bulunmaktadır.
AKREP
Koşarak yorgunluk atın
Geçen yıl mutfakta geçirdiğiniz zamana rağmen hazır yiyeceklerden başka bir şey yemediyseniz artık sağlıklı beslenme vaktiniz geldi demektir. Dolabınızdaki kalorileri ocak ayıyla birlikte dışarıya atmalı, yerine organik yiyecekler koymalısınız.
TERAZİ
Meditasyona ne dersiniz?
Içinizdeki sesi dinlemeli ve yeni yılla birlikte mutlaka bir spor salonuna yazılmalısınız. Artık işi bahane etmemeli ve sağlığınız için spor yapmaya başlamalısınız. Eğer spor salonlarından sıkılıyorsanız dans kursuna yazılabilir ya da meditasyon yapabilirsiniz. Bu arada sürekli olarak kilonuzu sorun etmek yerine bir diyetisyenden destek alarak doğru bir diyete başlamanızın da vakti geldi.
Alkol size göre değil
Fosfat içerikli besinler sizin için uygun. Bu minerali içeren yiyecekler arasında çilek, elma, mısır, havuç, domates, kahverengi pirinç ve yulaf var. Terazi burcu uykusuz kaldığında ya da çok fazla alkol aldığında cildi hemen etkilenir.
KOVA
Atıştırmaktan vazgeçin
Tek kusurunuz çok fazla atıştırmanız. Bu alışkanlığınızı bırakmalı ve düzenli yemek yemelisiniz. Mart ayından itibaren ruhsal yolculuğunuza çıkabilir ve hayatınızdaki olayları sorgulamaya başlayabilirsiniz. Eğer düzenli olarak egzersiz yapan biriyseniz, kendinize çok fazla yüklenmemelisiniz.
Kahve yerine bitki çayı için
Balık, elma, şeftali, limon, cevizi bol bol tüketin. Kovalar protein bakımından zengin besinlerin bulunduğu diyetlerle kolay kilo verebilirler. Tavuk, brokoli, havuç, biber, domates, yoğurt, peynir de tüketilmesi gerekenler arasındadır.
Kova burcundan olanlar kahveyi çok fazla içtiklerinde sinirli olabilirler. Bu nedenle günden en fazla bir fincan içmelidirler. Kahve yerine bitki çaylarını tercih edebilirler.
Kaynak: Hürriyet
KIRIM-KONGO KANAMALI ATEŞİ
Bunyaviridae ailesine bağlı Nairovirus soyundan virüslerin meydana getirdiği, Bu grup virüsler, 100 nm (nanometre) büyüklüğünde, Ribonükleik asit (RNA) içeren, heliksel kapsidli ve zarflı virüslerdir.
Kırım-Kongo kanamalı ateşi (KKKA), Nairovirüslerin neden olduğu ateş, cilt içi ve diğer alanlarda kanama gibi bulgular ile seyreden kene kaynaklı bir enfeksiyondur. Son yıllarda tedavide görülen gelişmelere rağmen, bu enfeksiyonlarda ölüm oranları hala yüksektir.
İnsanlarda klinik ve subklinik olarak seyreden, kenelerin vektörlük yaptığı ve insanlarda sendromlar halinde görülen önemli bir enfeksiyondur. İnsanlarda başlıca ensefalitler, kısa süren ateşli hastalıklar, kanamalı ateşler, poliartrit ile ön plana çıkan sendromlar şeklinde görülür.
Nairoviruslar dayanıksızdır, konakçı dışında yaşayamazlar. Bu viruslar 56ºC’de 30 dakikada inaktive olur, kanda 40 ºC’de 10 gün yaşayabilir, %1 hipoklorit ve %2 gluteraldehite duyarlıdır ve ultravviyole ışınları ile hızla inaktive olur. Ribavirine invitro duyarlıdırlar.
Kırım-Kongo kanamalı ateşi (KKKA) ilk kez 1944 ve 1945 yılı yaz aylarında Batı Kırım steplerinde çoğunlukla ürün toplamaya yardım eden Sovyet askerleri arasında görülmüştür. Hastalığa Kırım hemorajik ateşi adı verilmiştir. 1956 yılında Zaire’ de ateşli bir hastadan Kongo virüsü tespit edilmiştir. 1969 ise Kongo virüsu ile Kırım hemorajik ateşi virüslerinin aynı virüs olduğu belirlenmiş ve Kırım-Kongo kanamalı ateşi olarak hastalık yeniden adlandırılmıştır.
Hastalık sıklıkla Afrika, batı Asya ile Ortadoğu ve doğu Avrupa'da görülmektedir. Kırım-Kongo hemorajik ateş virüsünün Bulgaristan, Makedonyada, Pakistan, Irak, Afganistan, İran, Kosova, Kazakistan, Sahra altı Afrika ülkeleri, eski Sovyetler Birliği, Yugoslavya, Yunanistan, Arap yarımadası, Dubai, Kuveyt, Çin ve Moritanya’da salgınlar yaptığı bildirilmiştir.
Bu sendromlardan kanamalı ateşler grubunda yer alan Kırım-Kongo kanamalı ateşi (KKKA), 2002 yılında bahar ve yaz aylarında bazı illerimizde görülmüş ve Sağlık Bakanlığının yapmış olduğu çalışmalar neticesinde hastalığın KKKA olduğu doğrulanmıştır.
KKKA hayvanlardan insanlara keneler ile bulaşan bir enfeksiyondur. Güney Doğu Avrupa ve Güney Afrika arasında göç eden göçmen kuşlar üzerinde bulunabildiği gösterilmiştir. Bu kuşların virüsün iki kıta arasında taşınmasına yol açabildiği düşünülmektedir. Hyalomma soyuna ait keneler Ülkemizin de içinde bulunduğu çok geniş bir coğrafik alanda yaşamaktadırlar.
Virüs, sığır ve koyun gibi Hyalomma keneleri için konak olan hayvanlarda belirtisiz enfeksiyon ve bir hafta kadar süren geçici viremi (kanda virüsün bulunması) oluşturmasına rağmen, insanlarda hastalığa neden olmaktadır. Küçük memeli hayvanlarda da viremi ve hafif enfeksiyon oluşup keneler için kaynak oluşturabilmektedir. Bir bölgede, kenelerin ve keneler kan emdiğinde bulaşmayı sağlayacak kanında virüs bulunan hayvanların bol olması salgın için önemli bir faktördür.
Hyalomma soyuna ait keneler en etkin ve yaygın olmakla birlikte, 30 kene türünün KKKA virusunu bulaştırabileceği bildirilmektedir. KKKA virüsunun bazı vektör kene türleri arasında, transovaryal ve venereal olarak bulaştığı belirlenmiştir. Bu da virusun doğada dolaşımla korunmasına katkıda bulunabilecek bir mekanizmadır. Henüz ergin olmamış Hyalomma soyuna ait keneler, küçük omurgalılardan kan emerken virüsleri alır, gelişme evrelerinde de muhafaza eder.
İnsanlar virüsü; Enfekte kenelerin yapışması/kan emmesi sırasında salgıladıkları tükürük salgısı ile, Enfekte kenelerin çıplak elle ezilmesi sırasında temasla, Viremik hayvanların kan ve dokuları ile temasla, Viremik hastalarla (kan ve diğer vücut sıvıları)temas ile olmaktadır.
Ülkemizde halk arasında kene, sakırga, yavsı, kerni gibi isimlerle bilinmektedir. Keneler zorunlu kan emici artropodlar olup dünyanın her bölgesinde yaşamaktadırlar. Keneler morfolojik olarak diğer artropodlardan farklı olup, vücutları tek bir parçadan oluşmuştur. Vücudun ön tarafında ağız organelleri yer almaktadır. Günümüzde yeryüzünde yaklaşık 850 kene türü bilinmektedir.
KKKA sebep olan Hyalloma türü keneler çoğunlukla iki konakta gelişim ve yaşam döngülerini tamamlar. Larva ve nimfler küçük omurgalılarda (tavşan, kuş, fare. vb) erginler ise büyük omurgalı hayvanlarda (koyun, keçi, sığır, at, yabani gevişenler, insan, vb) konaklarlar.
Evet rol almaktadır. Bilinen hastalıklar;
– Rikettsia (Ehrlichia, Coxiella, Anaplasma)
– Virus (Flaviviridae, Bunyaviridae, Reoviridae, Rhabdoiridae)
– Bakteri (Borrelia, Frncisella, Klebbsiella, Dermatophilus, Staphylococcus)
– Protozoon (Theileria, Babesia, Hepatozoon)
Virüs, sığır, koyun, keçi, tavşan ve tilki gibi hayvanlardan tespit edilmiştir. KKKA virusu kenelerin konakladığı hayvanlara bulaşmasına rağmen hayvanlarda; bazen hafif ateş çıkabilir, bunun dışında hastalık belirtisi görülmemektedir. Buna karşılık hayvanlar hastalığın yayılmasında aracı rol (portör) oynamaktadır.
Doğu Avrupa ve Asya’daki Kırım-Kongo hemorajik ateş salgınlarının genellikle insanlar tarafından oluşturan çevresel şartlara bağlı olarak geliştiği düşünülmektedir. Kırım’daki ilk salgının, İkinci Dünya Savaşı yıllarında kene ile enfekte olmuş bölgelerin tarıma açılması nedeniyle oluştuğu sanılmaktadır. Daha sonra eski Sovyetler Birliği ve Bulgaristan’ da olan salgınlarda ise ziraatçılık ve hayvancılıktaki değişmelerin rol oynadığı belirtilmektedir.
Hastalık mevsimsel özellik göstermektedir. Genel olarak mayıs ve ekim ayları arasında görülmesine rağmen, değişik aylarda da görülebilir.
Hastalık için çiftlik çalışanları, çobanlar, kasaplar, mezbaha çalışanları, hayvancılık ile uğraşanlar, veteriner hekimler, Veteriner sağlık teknisyenleri, akut hastalarla temas olasılığı bulunan salgın bölgelerde görev yapan sağlık personeli, askerler, kamp yapanlar risk altındadır.
Yapışan keneler ise kesinlikle öldürülmeden, ezilmeden/patlatılmadan ve kenenin ağız kısmı koparılmadan, bir pensle doğrudan düz olarak, döndürmeden yavaşça çekilip alınmalıdır. Isırılan yere; bol sabunlu suyla yıkanıp temizlendikten sonra iyotlu antiseptik(tendürdiyot) sürülmelidir. (şayet sabunlu su bulunmaz ise alkol içeren mendiller kullanılabilinir).
Çıplak elle keneye temas edilmemeli eğer elle tutulacaksa eldiven giyilmeli veya naylon bir poşet yardımı ile keneler toplanmalıdır.
Vücuttaki kenelerin üzerine herhangi bir kimyasal madde (alkol, klonya, gazyağı v.b) dökülmemeli, sigara veya ateş kullanarak keneler uzaklaştırılmamalıdır. Çünkü bu maddeler kenenin kusmasına sebebiyet vereceğinden hastalık bulaştırma riskini artırmaktadır.
Isırılan kişi iki hafta süreyle ateş,yoğun halsizlik, baş ağrısı, bulantı, kusma gibi belirtiler yönünden takip edilmesi gerekmektedir. (ateşin 38,3 °C veya üzerinde olması halinde acilen tam teşekkülü hastaneye başvurulmalıdır)

Cilde yapışmış bir keneye ait resim.
Kan emdikçe zamanla gövdesi kanla dolan kenenin tutunduğu bölge kızarır ve kaşınır



Kuluçka süresi; virüsün alınma şekline bağlıdır. Kuluçka süresi kene ısırmasından sonra 2-14 gün arasında değişmekle birlikte genellikle 1-3 gündür. Virüsü içeren kan ve diğer doku ya da atıklar ile temastan sonra genel olarak bu süre 5-6 gündür ve 14 güne kadar uzayabilmektedir.
İnsanlarda; hastalık ateş, üşüme-titreme yaygın kas ağrıları, bulantı-kusma, ishal, yüzde kızarıklık, karaciğerde büyüme ve kanama ile kendini gösterir. Ateş, kırıklık, kas ağrısı, iştahsızlık, baş ağrısı, aşırı duyarlılık, sırt ağrısı, kol ve bacaklarda ağrı, mide bölgesinde ağrı, bel bölgesinde ağrı gibi belirtiler ile ani olarak başlamaktadır. Bazen bu bulgulara kusma, karın ağrısı ve ishal ilave olabilmektedir. Gövde ve kol ve bacaklarda cilt içi kanama görülebilir. Burun kanaması ve değişik alanlarda kanama bulguları bulunabilir. (Detaylı bilgi için Sağlık Bakanlığı)
Tüm enfeksiyon hastalıklarında olduğu gibi KKKA’da da korunma ve kontrol önlemlerinin alınması çok önemli ve gereklidir.
a- Hasta ve hastanın sekresyonları ile temas sırasında mutlaka koruyucu önlemler (eldiven, önlük, gözlük, maske vb.) alınmalıdır. Genellikle hava yolu ile bulaşmadan bahsedilmemektedir. Ancak, kan ve vücut sıvıları ile temastan kaçınılmalıdır. Bu şekilde bir temasın söz konusu olması halinde, temaslının iki hafta süreyle ateş ve diğer belirtiler yönünden takip edilmesi gerekmektedir. (ateşin 38,3 °C veya üzerinde olması halinde acilen tam teşekkülü hastaneye başvurulmalıdır. Hasta olan kişilerin kullandığı malzemeler ve tuvaletler çamaşır suyu ile dezenfekte edilmelidir
b- Hayvan kanı, dokusu veya hayvana ait diğer vücut sıvıları ile temas sırasında da gerekli korunma önlemleri alınmalıdır.
c-Kene mücadelesi çok önemli olmakla birlikte oldukça zor görülmektedir. Keneler yumurta dönemleri hariç diğer biyolojik evrelerinde insanlara hücum ederek kan emebilir. Hem mera keneleri hem de mesken keneleri gelişmelerini sürdürebilmek ve nesillerini devam ettirebilmek için konakçılarından kan emmek zorundadırlar; genel olarak da konakçı spesifitesi göstermezler. Bu nedenle öncelikle konakçılar kenelerden uzak tutulmalı ve kenelerin kan emmeleri engellenmelidir.
d-Mümkün olduğu kadar kenelerin bulunduğu alanlardan kaçınılması gerekmektedir. Hayvan barınakları veya kenelerin yaşayabileceği alanlarda bulunulması durumunda, vücut belirli aralıklarla kene yönünden muayene edilmeli; vücuda yapışmamış olanlar dikkatlice toplanıp öldürülmeli, yapışan keneler ise kesinlikle ezilmeden ve kenenin ağız kısmı koparılmadan bir pensle doğrudan alınmalıdır. (Isırılan yer; bol sabunlu suyla yıkanıp temizlendikten sonra, iyotlu antiseptik sürülmelidir.)
e- Diğer önemli hususlardan birisi de piknik amaçlı olarak su kenarları ve otlak şeklindeki yerlerde bulunanlar döndüklerinde, mutlaka üzerlerini kene bakımından kontrol etmeli ve kene varsa usulüne uygun olarak vücuttan uzaklaştırmalıdır. Çalı, çırpı ve gür ot bulunan yerlerden uzak durulmalı, bu gibi yerlere çıplak ayakla veya kısa giysilerle girilmemelidir.
f- Özelikle kırsal alanlarda dolaşılırken açık renkli vücudu örten elbise ve çizme giyilmeli veya ayakkabı giyilecekse pantolon paçaları çorap içine alınmalıdır.
g-Hayvan barınakları kenelerin yaşamasına imkan vermeyecek şekilde yapılmalı, çatlaklar ve yarıklar tamir edilerek badana yapılmalıdır.
h- Hayvan sahipleri ; hayvanların sağım ve kesim zamanını dikkate alarak; hayvanlarını ve hayvan barınaklarını kene ve diğer dış parazitlere karşı uygun ektoparaziter ilaçlarla yılda iki kez ilaçlamalıdır.
i- Gerek insanları gerekse hayvanları kene enfestasyonlarından korumak için repellent olarak bilinen böcek kaçıranlar dikkatli bir şekilde kullanılabilir. (Repellentler; sıvı, losyon, krem, katı yağ veya aerosol şeklinde hazırlanan maddeler olup, cilde sürülerek veya elbiselere emdirilerek uygulanabilmektedir. Aynı maddeler hayvanların baş veya bacaklarına da uygulanabilir; ayrıca, bu maddelerin emdirildiği plastik şeritler, hayvanların kulaklarına veya boynuzlarına takılabilir.)
j- Kenelerin çevrede çok olması halinde; mera, çayır, çalı, çırpı ve gür otların bulunduğu yerler gibi kenelerin yaşamasına müsait alanlarda, diğer canlılara ve çevreye zarar vermeden, çok dikkatlice akarisid uygulamalarına başvurulabilir. Genel olarak geniş çevre ilaçlamaları faydalı görülmemektedir.
k-Açık alanlarda yapılabilecek kene mücadelesi amacıyla, her bir hektara aktif madde olarak carbaryl ve propoxur hektara 2 kg, deltamethrin ve lambda-cyhalothrin 0,003-0,3 kg, permethrin 0,03-0,3 kg, pirimiphos-methyl ise 0,1-1 kg olarak uygulanabilmektedir
Bakanlığımız il ve ilçe Müdürlüklerince ilkbahar ve sonbahar döneminde olmak üzere yılda en az iki kez ağıllar ve ahırlarda, hayvan gübrelerinin döküldüğü alanlar, çeşme başları ve hayvan durakları ile parazitlerin bulunabileceği muhtemel alanlarda pülverizatör ile ilaçlama yapılmasının yetiştiricilere iyi bir şekilde anlatılması gerekmektedir. Aynı dönemde büyük ve küçükbaş hayvanların ektoparaziter ilaçlanmanın yapılması, Kene Mücadelesinde; hayvan yetiştiricileri, Sağlık Bakanlığı, yerel yönetimleri desteğinin sağlanması sorunun çözümünde zorunluluk arz etmektedir.
Günümüze kadar kullanılan hiç bir mücadele yöntemi (bir kaç sınırlı alan hariç), tam bir kene eradikasyonu sağlayamamıştır. İnsan ve hayvanlardan kan emen kenelerin sayısını düşük maliyetlerle kabul edilebilir sınırlara indirilmesi hedeflenmelidir.
Akarisid ile kene kontrolünün başlıca 7 zorluğu vardır
1. Kenelerin yoğun biçimde tarım ve orman alanları içinde yayılmış olması, çevreye zarar verecek düzeyde akarisid kullanımını gerektirmektedir.
2. Akarisidlerin kenelerin konakları üzerinde tutundukları bölgelere ulaşabilmesi ancak konağın tüm vücudunun yıkanmasını gerektirmektedir
3. Konak üzerinde bulunmadıkları süre içinde keneler akarisid ilaçların ulaşamayacağı yerlerde saklanmaktadır.
4. Kenelerin yüksek orandaki üreme yeteneği (3000-7000 yumurta) ilaçlamaların düzenli bir sıklıkta yapılmasını gerektirmektedir.
5. Kenelerin uygun olmayan çevre koşullarında çok uzun süreler boyunca canlı kalabilmeleri.
6. Kenelerin konak seçiminde çok alternatifinin olması
7. Akarisid direncinin oluşması
Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi Nedir?
Kırım-Kongo Hemorajik Ateş (KKHA),keneler tarafından taşınan Nairovirüs isimli bir mikrobiyal etken tarafından neden olunan ateş, cilt içi ve diğer alanlarda kanama gibi bulgular ile seyreden hayvan kaynaklı bir enfeksiyondur. Son yıllarda tedavide görülen gelişmelere rağmen, bu enfeksiyonlarda ölüm oranları hala yüksektir.
Keneler Nasıl Tanınır ve Nerelerde Bulunur?
Ülkemiz kenelerin yaşamaları için coğrafi açıdan oldukça uygun bir yapıya sahiptir. Türlere göre değişmekle beraber kenelerin, küçük kemiricilerden, yaban hayvanlarından evcil memeli hayvanlara ve kuşlara (özellikle devekuşları) kadar geniş bir konakçı spektrumları mevcuttur.
Kimler Risk Altındadır?
Hastalık genellikle meslek hastalığı şeklinde karşımıza çıkar.
Henüz ergin olmamış Hylomma soyuna ait keneler, küçük omurgalılardan kan emerken virüsleri alır, gelişme evrelerinde muhafaza eder; ergin kene olduğunda da hayvanlardan ve insanlardan kan emerken bulaştırır.
Kuluçka Süresi Ne Kadardır?
Kene tarafından ısırılma ile virüsün alınmasını takiben kuluçka süresi genellikle 1-3 gündür; bu süre en fazla 9 gün olabilmektedir. Enfekte kan, ifrazat veya diğer dokulara doğrudan temas sonucu bulaşmalarda bu süre 5-6 gün, en fazla ise 13 gün olabilmektedir.
Belirtileri Nelerdir?
Ateş
Kırıklık
Baş ağrısı
Halsizlik
Kanama pıhtılaşma mekanizmaları
bozulması sonucu;
- Yüz ve göğüste kırmızı döküntüler
ve gözlerde kızarıklık,
- Gövde, kol ve bacaklarda morluklar
- Burun kanaması, dışkıda ve idrarda kan görülür
- Ölüm karaciğer, böbrek ve akciğer yetmezlikleri nedeni ile
olmaktadır.
Kırım-Kongo Kanamalı Ateşinin Tanısı Nasıl Konulur?
Kanda virüse karşı oluşan antikorların taranması tanı için en sık kullanılan yöntemdir. Bu göstergeler hastalığın başlangıcından sonra 6. günden itibaren belirlenebilir.
Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi Nasıl Kontrol Edilir ve Nasıl Korunulur?
Hastalığın bulaşmasında keneler önemli bir yer tutmaktadır. Bu nedenle kene mücadelesi önemlidir fakat oldukça da zordur.
1. İnsanlar kenelerden uzak tutulabilir ise bulaş önlenebilir. Bu nedenle de mümkün olduğu kadar kenelerin bulunduğu alanlardan kaçınmak gerekir.
2. Kenelerin yoğun olabileceği çalı, çırpı ve gür ot bulunan alanlardan uzak durulmalı, bu gibi alanlara çıplak ayak yada kısa giysiler ile gidilmemelidir.
3. Bu alanlara av yada görev gereği gidenlerin lastik çizme giymeleri, pantolonlarını
4. Görevi nedeni ile risk grubunda yer alan kişilerin hayvan ve hasta insanların kan ve vücut sıvılarından korunmak için mutlaka eldiven, önlük, gözlük, maske v.b. giymeleri gerekmektedir.
5. Gerek insanları gerekse hayvanları kenelerden korumak için haşere kovucu ilaçlar (repellent) olarak bilinen böcek kaçıranlar dikkatli bir şekilde kullanılabilir. (Bunlar sıvı, losyon, krem, katı yağ veya aerosol şeklinde hazırlanan maddeler olup, cilde sürülerek veya elbiselere emdirilerek uygulanabilmektedir
6. Haşere kovucular hayvanların baş veya bacaklarına da uygulanabilir; ayrıca bu maddelerin emdirildiği plâstik şeritler, hayvanların kulaklarına veya boynuzlarına takılabilir.
|
7. Kenelerin bulunduğu alanlara gidildiği zaman vücut belli aralıklarla kene için taranmalıdır. |
|
|
|
|
|
|
|
|
9. Diğer canlılara ve çevreye zarar vermeden, haşere ilacı (insektisit) ile uygulamanın uygun görüldüğü durumlarda çevre ilaçlanması yapılabilinir.
Kırım-Kongo Kanamalı Ateşinin Tedavisi Nedir?
Hastalığın kesin bir tedavisi bulunmamaktadı
Konuyu Hazırlayan: Dr Alp Akay - Dr.Başak Soyluoğlu
Kaynaklar:
Kırışıklıklar için sihirli formül!
Ciltte oluşan sarkma ve kırışıklıkların ana nedeni, 'kollajen' diye adlandırılan bağ dokusudur. İşin sırrı burada.. Dokuları yerinde tutan temel yapıtaşı olan bir proteinin adıdır kollajen. Azalması ve yapısının bozulması ile ciltte sorunlar meydana geliyor. Cilde elastikiyetini veren bağ dokusu elemanı ise 'elastin'dir. Bu proteindeki azalma da, sarkma ve kırışıklıkların en önemli nedenidir. Piyasadaki birçok pahalı yaşlanma karşıtı kırışık kreminin içeriğinde de farklı miktarlarda kollajen ve elastin yer alıyor. Kırışık ve sarkmaları önlemek ya da geriletmek için illa ki bu pahalı kremlere servet ödemeniz gerekmez! Birçok besin bu konuda imdadımıza yetişir. En etkili olanları ise yumurta ve zeytinyağıdır. Yanlış duymadınız; bu iki madde birleşince yalnızca tavada yumurta değil, etkili ve doğal bir kırışık ve sarkma kremi elde etmiş oluyorsunuz!
YUMURTADAKİ MUCİZE
Yumurtanın kırışıklık ve sarkmaları önleyici- tamir edici etkisi, içerdiği yüksek miktardaki kollajen ve elastine bağlı. Cildin kaybettiği bu iki yapıtaşı proteinini cilde geri veriyor. İçerdiği kök hücreler vasıtasıyla ciltte bir nevi 'kök hücre nakli' etkisi yapıyor! Bu da cildi yeniliyor. Üstelik ciltte emilim oranı çok yüksek. Çünkü cilt yapımız ile ortak birçok önemli yağ içeriyor yumurta. Bunun yanında, yumurta maskesi ciltten çıkarılırken 'peeling' etkisi yapıp cildi ölü tabakadan da arındırıyor. Bir taşla üç kuş yani... Ayrıca cilt güzelliği için günde 1 adet haşlanmış yumurta yemenizi tavsiye ediyorum. Çünkü cilt sağlığı ve güzelliği için yalnızca dıştan bir şeyler sürmek yetmez, içten besin yoluyla da desteklemek gerekir. Antioksidan özelliği olan taze meyve-sebzeleri DE mevsiminde bolca tüketmek son derece faydalıdır.
KIRIŞIKLIKLARA SAF ZEYTİNYAĞI
Zeytinyağı da güzelliğe katkısı olan en önemli besinlerinden. Eski çağlardan beri hem güzellik, hem de şifa amaçlı kullanılmış mucizevi bir nimet. Antik dönemlerde bile kırışık ve sarkma tedavisinde kullanılmış. Yüksek miktarda antioksidan, Omega 3 ve skualen içeriyor. Bunlar hücre yenileyici ve tamir edici özelliğe sahip maddelerdir. Aynı zamanda etkili bir nemlendiricidir zeytinyağı. Unutmayalım, nem kaybı ve kuruluk, kırışıklıkların en önemli sebebidir.
GENÇLİK MASKESİ TARİFİ
Şimdi gelelim "süper ikili" yumurta-zeytinyağı maskemizi nasıl uygulayacağımıza... Tercihen buhar banyosu ile temizlenip veya gül suyu ile silinip kurutulmuş cilde bir yumurta sarısının tümünü krem sürer gibi uygulayın. 5-10 dakika içerisinde kuruyup yüzünüzde jelatinimsi bir tabaka oluşturacaktır. Sonra bu tabakayı soyun. Bu işlem ciltte peeling' etkisi yapar, ölü tabakayı yok eder. Sonra cildinizi ılık suyla yıkayıp kurulayın ve halis sızma zeytinyağından 1 çay kaşığı yüzünüze ve boynunuza sürün. Yarım saat bekledikten sonra yüzünüzü gül suyu ile temizleyin ve bir buz kalıbını (tercihen dolapta dondurulmuş maden suyu olsun) yüzünüzde dolaştırarak cildinizi sıkıştırın. Ayrıca cilt güzelliği için yumurta gibi zeytinyağını da her gün 1 tatlı kaşığı tüketin.
Dr. Elif GÜVELOĞLU
Toxinlere Nasıl Maruz Kalıyoruz?
Yüzyıllardır insanlar sağlıklarını etkileyecek toxinlere maruz kalmaktadır. Evrimleşirken toxinlere maruz kalırken yeni toxinlerle etkin bir şekilde başa çıkacak şekilde genetik oluşumumuz değişmiştir. Bununla birlikte son 50 yıldır dünya üzerindeki kimyasal ve endüstriyel işlemlervücudumuzun toxinlere maruz kalma oranını arttırmış, vücudumuzun adapte olamayacağı kadar kısa bir sürede vücudumuz 2 milyondan fazla yeni sentetik maddeye maruz kalmıştır. Bu şekilde vücudumuzun doğası bu yeni toksik maddelerle başa çıkmakta yetersiz kalmıştır.
Toxinlere maruz kalmamızın biçimlerini gösteren bir liste yapmaya kalkarsak işin içinden çıkamayız. Her bir gün soluduğumuz havayla, içtiğimiz suyla, yediğimiz yiyeceklerle çalıştığımız ve yaşadığımız çevreye göre değişiklik gösteren bir oranda toxinlere maruz kalırız. İşimiz yoluyla toxinlere maruz kalırız; örneğin boya işiyle uğraşanlar ve dekoratörler boya ve boyanın içindeki alkolün buharı yoluyla, temizlik görevlileri deterjan kimyasalları yoluyla, ofislerde çalışanlar havalandırma ve klimalar yoluyla vb. toxinlere maruz kalırlar.
Bir Ofis Çalışanının Toxinlere Maruz Kalması
Sabah alınan bir duş veya yapılan bir banyoyla alınan toxinler - sudaki klor ve diğer kimyasallar, kullanılan duş jeli, şampuan, saç kremi ve diş macunu
Giyinmeyle alınan toxinler – çamaşır yumuşatıcı, kuru temizlemede kullanılan kimyasallar
Kişisel bakım ürünleriyle alınan toxinler – deodorant, makyaj malzemeleri, saç spreyi, jölesi veya köpüğü, parfüm
Kahvaltı, öğle yemeği ve akşam yemeğiyle – Birçok gıda koruyucu, renlendirici veya kıvam verici madde
İşe gidip gelmeyle alınan toxinler – Hava kirleten maddeler yani egzost dumanları, havadaki diğer kirlilik yapan maddeler
Ofis ortamıyla alınan toxinler – Ofis mobilyalarındaki maddeler, inşaat malzemelerinden çıkan gazlar, havalandırma yoluyla gelen maddeler ve aynı ortamdaki çalışanlardan gelen zararlı maddeler
İşten sonra gidilen yerler yoluyla alınan toxinler – alkol, çeşitli gazlar, sigara dumanı vs
Yatarken alınan toxinler – kendi terimiz, tozlar, akarlar
Toxinlerin Etkileri
Aşağıdakiler yüksek toxin seviyesiyle doğrudan ilgili olan semptomların sadece bazılarıdır:
İçsel Toksinler
Biyokimyasal, hücresel ve metabolik aktiviteler vücuttan atılması gereken maddeler oluşturur. Vücutlarımız bu toxinleri sünger gibi emerler. Suda çözünen toxinler emilip ifrazat olarak vücuttan atılırken yağda çözünen kimyasallar bizim yağ hücrelerimize ve hücre duvarlarımıza yerleşirler.
Vücudumuz stres altındayken hücrelerin ve dokuların hassasiyetine ve iltihabına yol açan bu maddeleri/molekülleri/toxinleri oluşturur, bu da hücresel, organsal ve tüm vücut seviyesinde normal fonksiyonların bloke olmasına yol açar. Bu salınım ve kan dolaşımına karışma ile daha sonra bu maddeler tekrar tekrar aynı işlem için yağ hücrelerine ve hücre duvarlarına yerleşirler. Bu döngü bu maddeleri vücudumuzdan atacak yöntemler bulana kadar çok uzun süre devam edebilir.
Pek çok toksik hastalığın – kanser ve kalp hastalıkları bunların başlıcalarıdır - tekrarlanma oranı artmıştır. Artritler, alerjiler, obezite, çeşitli cilt hastalıkları ve yaşa bağlı hastalıklar da diğerleridir. Ek olarak, başağrıları, yorgunluk, ağrılar, öksürükler, bağışıklık sistemi zayıflıkları be mide bağırsak sorunları gibi çok geniş bir yelpazedeki semptomlar da toksinlerden kaynaklanabilir.
Hekimler toxinlere maruz kalma oranının çok yüksek bir seviyeye ulaştığını ve bu toxinleri uygun bir şekilde vücuttan atmanın sağlıklı olmak için çok gerekli olduğunu belirtmektedir. Ama endişelenmeye gerek yok; sağlığımızın iyi olması için steril bir balonda yaşamamıza da gerek yok. Bazı basit detox teknikleri uygulayarak vücudumuzu bu zararlı maddelerden temizleyebilir ve bağışıklık sistemimizi güçlendirebiliriz.
Umudumuz toxin yüklenmesinden zarar gören insanların sağlıklarını geliştirmenin yollarını bulmaları ve böylece hayat kaliteleri yükseltmeleridir. Detox işleminin pek çok yöntemi vardır; bazıları yaşam şeklimizi değiştirerek yapılır, bazıları test edilmiş ürünlerin kullanımıyla veya profesyonel yardım alarak gerçekleştirilir. Etkili detox ürünlerimizi bu siteden size ulaşmasını sağlarken aynı zamanda amacımız detox işlemi ve onun yararları hakkında bir bilgi kaynağı olmaktır.
Detox İşlemi
Tamamen toxinsiz bir ortamda yaşasak, organik yiyecekler yesek ve kristal berraklığında doğal kaynak suyu içsek bile yine de detox işleminden faydalanabiliriz. Çünkü vücudumuz yaşadığımız fiziksel ve duygusal streslere bağlı olarak da içsel toxinler üretir. Herhangi bir detox işleminin amacı vücut dengesini yerine getirmek ve kişilerin bağışıklık sistemini güçlendirmektir. Vücudumuz günlük olarak toxinlerini atmaya çalışır, çünkü lenf sistemi adı verilen mükemmel bir mekanizmaya sahibiz.
Bu sistem vücuttaki her organla eşgüdümlü çalışır. Lenf sistemi toxinleri filtrelemek ve fazla sıvıları dokulardan atmak için dizayn edilmiştir ve bağışıklık sistemiyle bağlantılıdır. Hücresel atıkları ve vücutta kendine yer edinen istenmeyen toxinleri tahliye eder. Hayat pınarı denilen bu sistem zayıf düşmüşse veya tıkanmışsa bu filtreleme ve temizleme işlemini yapamaz. Bunun için egzersiz yapmak, hareketli olmak ve düzenli aralıklarla detoz işlemi yapmak iyi çalışan bir lenf sistemi için çok gereklidir.
Maalesef çoğumuz lenf sistemimizin temizlemeyi başaramayacağı kadar çok toxine maruz kalırız ve bu yüzden vücudumuz gittikçe artan bir şekilde aşırı yüklenir. Böyle durumlarda vücut dengesini koruyamaz ve detoz işlemine ihtiyaç duyulur. Mükemmel dengeyi (yani duygusal, hormonal, manyetik alanlarla, enerjiyle, beslenmeyle ilgili, psikolojik, ruhsal ve yapısal dengeyi) sağlamak için birçok öğeye ihtiyaç vardır. Hastalıklara karşı koyacak doğal iyileşme eylemini sağlamak için hangi öğelerin gerektiğini anlamak birkaç dakika da sürebilir, birkaç yıl da… Bu süre gereken tedaviye bağlıdır.
Her kişinin maruz kaldığı toxinlere farklı tepkisi ve ihtiyacı olan farklı detox işlemleri vardır; saunalar, hidroterapi, besin maddeleri, diyet, oruç tutma, egzersiz yapma, homeopatik tedaviler, bitkiler, aromaterapi, nefes alma egzersizleri, ışık terapisi, kristal terapisi, ses terapisi, masaj, danışmanlık, elektromanyetik terapi, ruhsal terapi, refleksoloji gibi.
Kişinin tepkisi bu yöntemlerden hangisinin kendisine en uygun olduğunu belirler; örneğin uykusuzluk işteki veya evdeki stresten kaynaklanabilir ve bu yüzden kişinin bir danışmanla çalışmasına veya daha fazla egzersiz yapmasına veya yeme tarzını değiştirmesine gerek olabilir. Bunlardan herhangi biri veya hepsi vücuttaki toxin yüklenmesini eritebilir.
Detoxun Faydalar
İnsanlar sıklıkla detox işleminden sonra kendilerini aniden kötü hissedebilirler. Bununla birlikte bu genel bir belirtidir ve geçtiği zaman kişiler gitgide kendilerini daha iyi hissetmeye başlayacaklardır.
Vücuttaki bir problemi çözmenin ve genel sağlığınızı geliştirmenin size sağlayacağı pek çok fayda vardır. Vücudunuz gitgide daha az toxine sahip oldukça sindirim sisteminizde, hafızanızda, düşünme berraklığınızda, tansiyonunuzda, cinsel isteğinizde, hormonal dengenizde, enerji seviyenizde vd. gelişmeler bekleyebilirsiniz.
Ayrıca bağışıklık sisteminize bu tür bir yardım hastalıklarla çok daha kolay baş etmenizi sağlayacaktır.
Ancak en önemlisi uzun dönemde sağlığınızın ve canlılığınızın arttığını göreceksiniz. Detox işlemi ile kronik sağlık problemleri de düzelebilir ve diyabet, artrit ve kanser gibi dejeneratif hastalıkların oluşması engelenebilir ve bazı durumlarda kronik sağlık sorunları tamamen son bulabilir.
Ne yönünden bakarsanız bakın herhangi bir detox işlemi dikkate değerdir. Vücudunuzu temizlemek ve dengesini korumak için gerekli adımları attıkça sağlığınızı daha da düzeltmek isteyeceksiniz. Sağlığınızdan sadece siz sorumlusunuz – enerjiniz ve yaşama şevkiniz dengeli ve düzenli işleyen bir vücuda, akla ve ruha sahip olmakla başlar.
Stresle nasıl baş ettiğimiz sağlığımızı ne kadar koruyabildiğimizi gösterir. Buna kesinlikle önem verilmelidir.
Stres, vücut dengemizi bozmakla sonuçlanan fiziksel ve zihinsel gerginlik olarak tanımlanır. Fiziksel olarak stres, bazı organlarımızın fazla kullanılmasından ve yorulmuş olmasından kaynaklanır. Psikolojik olarak stres, günlük sorunlarla başa çıkma yetersizliğidir.
Sisteminizi birkaç günlüğüne detox işlemine almak hayatınızdan stresi çıkarmaya başlamanın en iyi yollarından biridir. Detox sadece yiyeceklerle ilgili değildir, bitkisel tedaviler, aromaterapi, ayurveda ilaçları, renk terapisi, fitness, homeopati, meditasyon, Reikiyle, refleksoloji ve yoga da vücut dengemizi tekrar sağlamakta kullanılan yöntemlerdir. Sağlık ve canlılık için daha huzurlu bir hayat tarzı edinerek detox yolculuğuna çıkmak daha kolay uyumanıza, daha erken uyanmanıza ve enerji seviyenizin artmasına yol açacaktır.
Dengeli beslenme de sağlığımızı korumada çok önemlidir ve stresimizin azalmasına yol açar. Bazı yiyecek ve içecek maddeleri vücutta güçlü uyarıcılar olarak görülürler ve doğrudan strese yol açarlar. Kısa vadede hoşumuza gitse de bu uyarılma uzun vadede oldukça zararlı olabilir.
Yenecek Yiyecekler: Tam taneli tahıllar beyinin serotonin üretimine yardımcı olurlar ve böylece kendinizi daha iyi hissedersiniz. Yeşil, sarı ve turuncu sebzeler mineraller, vitaminler ve fitokimyasal maddeler yönünden zengindir; bunarı tüketmek de bağışıklık sistemini güçlendirir ve hastalıklara karşı korunma sağlar.
Yenmeyecek Yiyecekler: Kahve ve diğer kafeinli içecekler. Eğer kahve bağımlılığınız varsa demli çay için; demli çayda kahvedekinin üçte birinden az kafein vardır ve kahvedeki zararlı yağların hiçbiri çayda yoktur. Kızartılmış yiyecekler ve yağlı gıdalar bağışıklık sistemine çok zararlıdır. Hayvansal yiyecekleri azaltın. Yüksek proteinli gıdalar beyindeki dopamin ve norepinefrinseviyelerini yükseltip huzursuzluk ve stresin artmasını sağlarlar.
Detox ve Genel Sağlık
Motive Olun!
Detox işlemine başlayan insanların başlıca sorunlarından biri motivasyon kaybıdır. Fakat doğru reçete ve düşünce tarzı ile daha temiz ve sağlıklı bir hayat tarzına ulaşmaktaki bütün engelleri aşabilir ve onu elde edebilirsiniz. Daha sıkı, daha sağlıklı olmak ve hayatınızın kontrolünü elinize almak isteyebilirsiniz.
Detox konusunda motivasyon çoğunlukla görmezden gelinen bir faktör olsa da fark etmediğiniz şey motivasyonun sabit olmadığıdır; ruhsal durumunuza, hedeflerinize ve hayata karşı duruşunuza göre günden günde değişir. Burada püf noktası detox programınıza sadık kalmanızı ve daha sağlıklı bir hayatı kucaklamanızı sağlayacak bir şey (herhangi birşey) bulmaktır. Mesela tekrar en çok sevdiğiniz kot pantolonunuzun içine girebilmek veya nefessiz kalmadan bir yokuşu çıkabilmek gibi.
Motivasyonunuzu Korumak için 5 Püf Noktası:
1- Eğer yoldan çıkarsanız kendinizi azarlamayın!
Hayat engellerle doludur. Beklenmedik toplantılar, hastalıklar, aksamalar
eninde sonunda olacaktır. Birkaç yasaklanmış davranışın başarısız
sonuçlara yol açmasına izin vermeyin.
2- Detoxun sizin nasıl görünmenize ve hissetmenize yol açtığına odaklanın!
Şu anda karşı konulmaz bir enerjiye ve sağlıklı hislere sahipsiniz, bunu
hatırlayın! Ve bir daha detox programınızı bozmaya kalkışırsanız motive
olmak için bunu kullanın.
3- Yapabileceğize inanın!
Eğer sadık kalırsanız daha sağlıklı olacaksınız ve bütün vücut şeklinizi değiştireceksiniz. Sizden önce kendilerini detox ile değiştirmiş birçok diğer kişi gibi sizin için de değişim mümkündür. Bu sonuçlara sadece detox programınıza sadık kalarak ulaşabileceğinizi bilin. Yapabilirsiniz, gerçekten yapabilirsiniz!
4- Sebeplerinizin farkında olun!
Niçin detox yapmak istediğinizi düşünün ve aklınıza gelen her sebebi yazın. Detoxun hayatınız ve sağlığınız için neler yapacağını ayrıntılı olarak açıklayın. Ve ne zaman motivasyonunuz kaybolursa bu yazdıklarınızı tekrar okuyun.
5- Başarmak için plan yapın!
Kendinize sağlıklı öğünler hazırlamak için zaman ayırın, kaçırılmayacak bir randevuymuş gibi. Ajandanızda o zamanları bloke edin ve ona bir doktor randevusuymuş gibi sadık kalın. Sağlığınız buna bağlı….